Herkes Ozempic Konuşuyor, Ben Antrenman Salonunda Aynı Soruyu Duyuyorum

Son birkaç aydır danışanlarımın en az yarısı bana aynı soruyla geliyor: “Sen ne düşünüyorsun, iğne yaptırsam mı?” Wegovy, Ozempic, Mounjaro… Üçü de artık günlük sohbetlerin bir parçası. Eczane fiyatları, kimin kaç kilo verdiği, kimin yan etki yaşadığı grup sohbetlerinde dönüp duruyor. Google aramalarında da aynı tablo var: “ozempic fiyat”, “mounjaro fiyat”, “acil kilo verme”… Son haftalarda hepsi belirgin biçimde artmış.

Önce şunu netleştireyim: Ben doktor değilim. Bu ilaçların kime uygun olduğu, hangi dozda kullanılacağı ya da yan etkileri konusunda tıbbi görüş veremem; bu karar hekiminizle birlikte size ait. Fakat on iki yıldır insanların bedenleriyle, antrenman programlarıyla ve “bu sefer gerçekten kalıcı olsun” isteğiyle çalışan biri olarak şunu görüyorum: İğne kullanılsın ya da kullanılmasın, kalıcı sonucu belirleyen temel unsurlar pek değişmiyor.

İştah Azalması Tek Başına Bir Sonuç Değil

GLP-1 grubu ilaçların temel etkilerinden biri iştahı azaltmak. Daha az yiyen biri için bu oldukça rahatlatıcı olabilir. Sporcu yıllarımda kilo kesimi dönemlerinde açlıkla boğuşmanın ne kadar yorucu olduğunu biliyorum; o mücadelenin hafiflemesi gerçekten büyük bir kolaylık. Yine de burada sıkça gözden kaçan bir ayrıntı var: Daha az yemek, kendiliğinden daha doğru beslenmek anlamına gelmiyor.

İştahı azalan biri çoğu zaman hem öğün sayısını hem de porsiyonları küçültüyor. Fakat öğünün içindeki protein ve lif miktarı aynı kalabiliyor. Böylece kalori açığı oluşuyor, kilo düşüyor; ancak kaybın önemli bir bölümü kas kütlesinden gelebiliyor. Beden bileşimiyle ilgilenen herkesin bildiği temel denklem bu: Yeterli protein ve direnç antrenmanı olmadan verilen kilonun bir kısmı yağdan değil, kastan gidiyor. Bu durum metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve ilaç bırakıldığında kilonun daha hızlı geri dönmesine zemin hazırlayabiliyor.

Danışanlarıma genellikle şu hedefi veriyorum: kilogram başına en az 1,6 gram protein. 70 kiloluk biri için bu, günde yaklaşık 110-115 gram protein demek. Üç ana öğüne dağıttığınızda öğün başına 35-40 grama denk geliyor; bir avuç tavuk göğsü, iki yumurta ve yoğurt ya da bir kutu ton balığı gibi. İştahı azalmış biri için bile bu miktarı karşılamak mümkün. Burada aradığımız şey büyük porsiyonlar değil, besin yoğunluğu.

Lif de aynı derecede önemli. Günde 25-30 gram civarı bir hedef; bir avuç mercimek, iki dilim tam tahıllı ekmek ve orta boy bir elma gibi basit seçimlerle yakalanabilir. Protein tokluğu uzatırken lif bağırsak sağlığını destekliyor ve kan şekerindeki ani iniş çıkışları yumuşatıyor. İkisi bir arada olduğunda, az yiyen birinin beslenme kalitesini koruyarak ilerlemesi kolaylaşıyor.

Kas Kaybını Durduran Tek Şey Antrenmandır

Beslenme kadar önemli olan ikinci konu direnç antrenmanı. Haftada en az iki seans yeterli bir başlangıç sağlar. Burada saatlerce spor salonunda ağırlık kaldırmaktan söz etmiyorum. Bacak, sırt ve göğüs gibi büyük kas gruplarını çalıştıran 30-40 dakikalık iki antrenman, kasları korumak için güçlü bir temel oluşturur.

Sporcu geçmişimden taşıdığım bir alışkanlık var: Her antrenmandan önce o hafta kaç seans yaptığımı ve hangi ağırlıklarla çalıştığımı defterime yazardım. Şimdi danışanlarıma da benzer bir takip öneriyorum. Sadece üç haftalık kayıt bile “Gerçekten düzenli miyim?” sorusuna oldukça dürüst bir cevap veriyor.

İştah baskısı yaşayan biri için direnç antrenmanı daha da değerli. Enerji azaldığında salona gitme isteği de düşebiliyor. Böyle dönemlerde kendinizi daha ağır çalışmaya zorlamak yerine yoğunluğu biraz azaltıp sıklığı korumayı öneriyorum. Ağır tek bir seans yerine, orta yoğunlukta iki seans… Beden bu düzene genellikle daha iyi yanıt veriyor, sakatlanma ihtimali de azalıyor.

“Acil Kilo Verme” Aramasının Arkasındaki Gerçek İhtiyaç

Arama trendlerinde “acil kilo verme” ifadesinin yükselmesi bana şaşırtıcı gelmiyor. Yaz sonrası, tatil sonrası derken birçok kişi hızlıca toparlanmak istiyor. Yine de on iki yıllık deneyimim şunu gösterdi: Aciliyet duygusuyla başlayan planların çoğu uzun vadede yürümüyor. Kilo hızlı düştüğünde, çoğu zaman hızlı da geri geliyor. Çünkü beden ani kısıtlamaya hormonal olarak karşılık veriyor; açlık hormonu grelin yükselirken tokluk hormonları, leptin gibi, baskılanabiliyor. Bu bir irade zayıflığı değil, biyolojik bir tepki.

Bu yüzden danışanlarıma genellikle haftada ortalama 0,5-0,75 kilo kaybını hedef olarak veriyorum. İlk bakışta yavaş gelebilir. Fakat üç ayın sonunda bu, 6-9 kiloluk bir değişim anlamına geliyor. Üstelik bu hızda verilen kilonun geri dönme ihtimali, hızlı diyetlere kıyasla daha düşük oluyor. Ben bunu danışanlarıma “termometre değil, takvim mantığı” diye anlatıyorum: Günlük tartı sonucuna değil, dört haftalık ortalamaya bakıyoruz.

İlaç Kullanan Danışanlarımla Nasıl Çalışıyorum

Son bir yılda, hekimlerinin takibinde GLP-1 tedavisi gören birkaç danışanımla çalıştım. Programlarının temelini değiştirmedim; protein ve direnç antrenmanına verdiğimiz önemi daha da artırdım. Çünkü iştah azaldığında bu iki unsuru gözden kaçırmak çok daha kolay hale geliyor.

Danışanlarımdan biri, tedavisinin ilk üç ayında haftada iki kez ağırlık antrenmanına devam etti ve kas kütlesini büyük ölçüde korudu. Bunu düzenli InBody ölçümleriyle takip ettik. Bu deneyim bana bir kez daha şunu gösterdi: İlaç bir araç olabilir, ancak programın temeli aynı kalıyor. Protein, direnç antrenmanı, uyku ve tutarlılık hâlâ işin merkezinde.

Uykunun Kimsenin Konuşmadığı Rolü

İğne sohbetlerinde neredeyse hiç açılmayan bir konu var: uyku. İştahı düzenleyen hormonlardan leptin, düzensiz veya yetersiz uykudan ciddi biçimde etkileniyor. Buna karşılık açlık hissini artıran grelin yükseliyor. Altı saatten az uyuyan biri ertesi gün daha fazla acıkabiliyor ve kalorisi yüksek yiyeceklere daha kolay yönelebiliyor. Bu, doğrudan hormonal bir tepki; yalnızca iradeyle açıklanamaz.

Sporcuyken antrenörümün söylediği bir cümleyi hâlâ hatırlıyorum: “Yediğin kadar, uyuduğun da antrenmanın parçası.” O yıllarda bunu performans açısından düşünürdüm. Şimdi danışanlarımla kilo yönetiminde de aynı yaklaşımı kullanıyorum. Haftada en az beş gece 7-8 saat uyumaya odaklanan danışanlarımda, beslenme planı aynı kaldığı hâlde daha istikrarlı bir kilo kaybı görüyorum. Bunu tesadüf olarak görmüyorum; literatürdeki bulgular da bu yönde.

Kısıtlama Yerine Ekleme: Küçük Bir Örnek

Geçen yıl bana gelen bir danışanım, üç farklı “şok diyet” denemişti. Her birinde ilk ay hızlı kilo vermiş, sonraki iki ayda ise verdiğinden fazlasını geri almıştı. Birlikte çalışmaya başladığımızda odağımızı başka yere çevirdik. Kahvaltısına bir yumurta daha ekledik, öğle yemeğine bir avuç baklagil koyduk ve haftasına iki gün direnç antrenmanı yerleştirdik.

Dört ay sonra 8 kilo vermişti. Hızlı değildi, ama altı ay sonraki kontrolde kilosu hâlâ aynı seviyedeydi. Farkı yaratan, neyi çıkardığımız değil; neyi, hangi sırayla eklediğimizdi.

Nereden Başlamalı

Eğer “acil kilo verme” arayışındaysanız, önce kendinize şu üç soruyu sorun: Günlük protein alımım kilogram başına 1,6 grama yakın mı? Haftada en az iki kez direnç antrenmanı yapıyor muyum? Son bir ayda uyku düzenim nasıldı?

Bu üç alanın temeli yerindeyse, ilaç kullansanız da kullanmasanız da bedeniniz değişime çok daha hazır bir noktada oluyor.

Mesele daha az yemek ya da kendinizi sürekli zorlamak değil. Doğru unsurları doğru sırayla hayatınıza yerleştirmek. Bunu hem kendi sporcu geçmişimden hem de yüzlerce danışanla çalışırken öğrendim. Hızlı bir çözüm arayan insanların çoğu aslında yavaş ilerleyen ama sürdürülebilir bir sistem arıyor; yalnızca bunu henüz bu şekilde ifade etmiyor.

Kendi programınızı bu üç temel üzerine kurmak isterseniz, B Club topluluğunda haftalık beslenme ve antrenman planlarını birlikte oluşturuyoruz. Katılmak için biyografimdeki linki kullanabilirsiniz.